13 04 2012

Meral Okay kimdir? En Güzel Aşk Mektubu

 

Meral Okay kimdir? Meral Okay 20.Eylül.1958 Ankara

20 Eylül 1958 tarihinde, Ankara'da doğdu. Sanat dünyasıyla ilgilenmeden önce beş yıl süresinde devlet memurluğu yaptı. Bu süreçte Toprak Mahsülleri Ofisi'nin düzenlediği Dünya Bankası projelerinde yer aldı.
12 Eylül döneminde İşçi Partisi'nin üyesi ve işyeri temsilcisiydi; bu dönemde yaşadığı olayları daha sonra yapım koordinatörü ve oyuncusu olduğu Beynelmilel filminde izleyicilerine aktardı.

1984] yılında, sinema ve tiyatroya büyük emeği geçmiş olan usta oyuncu Yaman Okay ile evlendi. Bu evlilik, eşinin pankreas kanseri yüzünden vefat ettiği 1993 yılına kadar devam etti.

Ankara'dan İstanbul'a taşınması sanat ve yayın hayatına geçişini kolaylaştırdı. İlk olarak Günaydın gazetesinde çalışan Okay, dergi yayıncılığı, yapımcılık gibi farklı işlerde çalıştı. Sezen Aksu ile birlikte şarkı sözleri de yazan Okay, 1992 yılında, Seni Seviyorum Rosa filmindeki rolü ile oyunculuk hayatına başladı.

Propoganda filminde basın danışmanlığı, Asmalı Konak dizisinde senaryo yazarlığı, İkinci Bahar, Yeditepe İstanbul dizileri ve O Şimdi Asker filminde oyunculuk yaparak kariyerini güçlendiren Okay, popüler dizi Bir Bulut Olsam'ın senaryosunu yazmakta ve dizide İnci Batur karakterini canlandırmaktadır.

Rol Aldığı Film ve Diziler; Bir Bulut Olsam (2009) , Alia (2008), Beynelmilel (2006) , O Şimdi Asker (2002), Hiçbiryerde (2001), Koltuk Sevdası (2001), Yeditepe İstanbul (2001), İkinci Bahar (1998), Seni Seviyorum Rosa (1992)

Senaryo Yazarlığı Yaptığı Film ve Diziler; Bir Bulut Olsam (2009), Fedai (2007), Asmalı Konak (2002), Yasemince (1997)

Aldığı Ödüller; 14. Adana Altın Koza Film Şenliği – 2007 [En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Beynelmilel], 24. Siyad Türk Sineması Ödülleri - 2002 [En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Hiçbiryerde] 

      Meral Okay Hayatını Kaybetti

Bir süredir akciğer kanseri tedavisi gören oyuncu ve senarist Meral Okay sabah saatlerinde evinde yaşamını yitirdi. Okay'ın ardından 19 yıl önce kaybettiği kocası Yaman Okay'a yazdığı mektubu hatırlatıyoruz.

İstanbul - BİA Haber Merkezi

09 Nisan 2012, Pazartesi

 

Bir süredir kanserle mücadele eden Meral Okay, bu sabah saatlerinde hayatını kaybetti.

Okay senaristliğinin yanı sıra oyuncu, söz yazarı. film yapımcısı ve gazeteciydi.

Asıl ününü Türkan Şoray ve Şener Şen'in başrollerini paylaştığı "İkinci Bahar" adlı dizideki "Kasap Melahat" rolüyle kazanmıştı. Daha sonra "Bir Bulut Olsam" ve "Yeditepe İstanbul" adlı dizilerde ve "Hiçbiryerde", "Seni Seviyorum Rosa", "Beynenminel adlı sinema filminde rol almıştı.

Okay, "Asmalı Konak", "Bir Bulut Olsam", "İstanbul Şahidimdir", "Fedai" ve "Muhteşem Yüzyıl" adlı televizyon dizilerinin senaryosuna imza atmıştı.

1958 doğumlu Meral Okay'ın aktör eşi Yaman Okay'ı da 1993'te henüz 41 yaşındayken yine kanser nedeniyle kaybetmiştik.

Ankara doğumlu olan Okay, sinema ve televizyon dünyasına girmeden önce beş yıl devlet memurluğu yapmıştı. 12 Eylül döneminde İşçi Partisi'nin üyesi ve işyeri temsilcisiydi; bu dönemde yaşadığı olayları daha sonra yapım koordinatörü ve oyuncusu olduğu "Beynelmilel" filminde yansıtmıştı. Yaman Okay ile 1984'de evlenmişti.

Devlet memurluğundan ayrıldıktan sonra Günaydın gazetesinde çalıştı daha sonra çeşitli dergilerde görev aldı. Sezen Aksu ile birlikte şarkı sözleri yazdı. Sezen Aksu'nun seslendirdiği "Adı Bende Saklı" bu alanda en bilinen eseri oldu. Kamera karşısına ilk kez 1992'da "Seni Seviyorum Rosa" filminde çıkmıştı.

Okay 2007'de 14. Adana Altın Koza Film Şenliği'nin, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü Beynelmilel ile ve 2002'de 24. Siyad Türk Sineması Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü "Hiçbir Yerde" ile kazanmıştı.

    En güzel aşk mektubu

Meral Okay'ın ardından, "Ben derdim ki; Tanrım, bu adam ne zaman yorulacak!' diye. Meğer acelesi varmış..." diye yazdığı Yaman Okay için kaleme aldığı yazıyı hatırlatıyoruz.

"Yaman benim eski arkadaşımdı... O, Ankara Sanat Tiyatrosu'nda oyuncuydu, ben de Ankara'da yaşayan bir öğrenciydim.

O zamanların Ankara'sı, herkesin birbirini tanıdığı ve belirli yerlerde toplandığı bir yerdi. 70'li yıllardı ve kültür tüketicileri birbirlerini bir şekilde sıkça görürlerdi.

Bizim müşterek arkadaşlarımız vardı, bunların başında Rutkay Aziz gelir. Rutkay'la siyaseten de bir aradaydım, Türkiye İşçi Partili'ydim ben.

O yılların derli toplu Ankara'sında sık sık görüşme şansımız olurdu. Yaman'la tanışmamız o yıllardır; fakat aşık olmamız daha sonraya rastlar.

O sinemaya "Sürü" filmi ile geçince İstanbul'a gelmişti, ben de daha sonra İstanbul'a geldim. O eski bir Ankaralı olarak bana sahip çıkmaya kalktı; Ankaralıların böyle bir derdi de vardır.

Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik. Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman'ın eşyaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma hâlidir.

Ben Ankara'dan örselenmiş ve kırılmış bir kalple gelmiştim. Yaman çok tutkulu ve sabırlı bir adamdı, bir de baktım kalp ağrımdan eser kalmamış. Yani taş düşmüştü ama adını koymamız için bir mevsim geçmesi gerekti.

Yaman, o kadar temiz bir adamdı ki, ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben Yaman'ı hep bir lunaparka benzetirim. Onunla yaşamak bir lunaparkta yaşamak gibiydi. Bir yandan bütün cümbüşü, pırıltısı, eğlencesi ve sürprizleri, öte yandan yüreğinizin ağzınıza geldiği anlarıyla tam bir lunapark gibiydi.

Üstelik ben bir Ankaralı olduğum, üstüne üstlük bir subay kızı olduğum için, bir yanımla derli toplu, diğer yanımla despot falan bir kızdım. Yaman bir gün bana, benim taklidimi yaptı; her şeyi net olarak alt alta sıralamamı, emir kipiyle konuşmamı, 'canımın içi' derken bile bazen tonlamamdan dolayı 'Hadi canım!' anlamı çıkabileceğini falan gördüm.

Bu, bir oyuncuyla birlikte olmanın hem avantajı, hem dezavantajıydı. Bunu Yaman'ın aynasında görünce, 'Aaa çok fena bir şeymişim!' dedim. Ee bu aynayı tutan eğer pırıltılı ve doğru bir adamsa, dönüştürücü de oluyor. 'Benimle o garnizon sesiyle konuşma' derdi.

Yaman, çok renkli ve heyecanlı bir adamdı. Ben derdim ki; 'Tanrım, bu adam ne zaman yorulacak!' diye. Meğer acelesi varmış... Her şeyi o kadar yoğun, hızlı ve çoşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu.

Her şeyi hızlı yaşardı, hızlı yemek yerdi, hızlı içki içerdi, bir proje söz konusu olduğunda hızına yetişemezdiniz. Bir gece arkadaşlarla yemekteyken sabah kahvaltısını Bodrum Türkbükü'ndeki evimizde yapmaya karar vermesiyle kendimizi yollarda bulmamız bir olurdu. Bazen düşününce dehşete kapılıyorum, demek ki acelesi varmış diyorum. Kısa bir ömre, birkaç kişilik bir hayat sığdırdı.

Bizim Yaman'la tarihe kayıt olarak düşeceğim hiçbir kavgamız olmadı. O, kalbini insanlara açarken de, onlara güvenirken de çok hızlıydı ve kırılması da doğal olarak aynı hızla olabiliyordu. Aktörlerin kalbi camdandır. Çok çocuk, çok bebektirler. Belki de bunu çok yakından gördüğüm için ben daha dikkatli davranırdım. Belki de tek sürtüşmemiz onu kıranlara karşı olan tutumumdan olmuştur.

Ben köşeleri çok olan bir insandım; Yaman beni eğitti. O hüzünleri ironik bir neşeye çevirebilme ustasıydı. Bu yönüyle de bakınca gam kasavetten çok çabuk çıkabilirdik.

Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden 'biz' olabilme hâlidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz.

Biz birbirimize karşı çok saygılıydık; mesleklerimiz ve bunun gerektirdiği fedakârlık hallerinde hele daha da çok saygılı ve yol açıcı davrandık hep.

Ee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik. Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi. Aşk bazen de bir kıyamama hâlidir.

Şunu çok açıkyüreklilikle söyleyebilirim; o benden daha iyi bir insandı. O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz... Ben Yaman'la birlikte onun kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar masum yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın. O, o kadar ahlâklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız.

Hastalığının son bir ayında, ki hastalığın çıkmasıyla kaybetmemiz 1.5 ay sürdü. Tıp hastalığının süratine yetişemedi. Hep şunu düşündüm; hayata, sanatına ve bize dair bir sürü düşüncesi, projesi vardı ve hepsi sanki hızla arka arkaya gerçekleşmeye başlamıştı. Neden şimdi, neden bu adam, diye çok düşündüm. Orada bile hızlıydı.

Komaya girene kadar Yeşim Ustaoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu ile birlikte senaryo çalıştılar. Onlar her gün geldiler ve bu oyunun gönüllü yoldaşı oldular. Sonra o film çekildi; Yeşim'in ilk uzun metraj filmidir "İz" filmi ve Yaman'a adadılar.

Yaman'ın rolünü Aytaç Arman oynamıştı. Bunlardan bahsetmişken o sürecin acısını hafifleten bir yığın katıksız dostluklar yaşadık. Gerçi o sürecin acısı hafiflemiyor. Ben de harlı ateş şeklinde yanma hâli tam 10 yıl sürdü. Asmalı Konak'ın son dört bölümünü yazarken o acıyla yeniden yüzleştim ve ancak o zaman birazcık küllendi diyelim.

Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana. Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın.

Yaman'la her günümüz Sevgililer Günü'ydü... Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır. Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken Boğaz'ı turlardık.

Sezen'i anmamak olmaz: Sezen, Yaman'ın çok yakın arkadaşıydı. Ben Yaman'dan dolayı tanıdım. Sezen, insanın hayatına çok hafif dahil olur. Sızar ve siz bunu anlamazsınız.

O benim kardeşim, arkadaşım her şeyim oldu. Yaman'dan sonra işlerimin önemli bölümünü tasfiye ettim. Sezen, ısrarla profesyonel olarak birlikte çalışmaya zorluyordu beni. Nerdeyse kafamı kıra kıra bana şarkı sözü yazdırdı.

Birlikte yazdığımız ilk şarkı; 'Masum Değiliz'. 'Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece. Yalnızlık, sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna' diye...

Yaman'dan iki ay sonra yazdık. Daha sonra bu ısrar otuz küsur şarkı sözü üretti. O dönem Sezen bana sadece 3-5 saat uyumaya yetecek kadar boşluk bırakıyordu. Stüdyolar, kayıtlar, konserler vb. çok yoğun bir rehabilitasyon oldu benim için. Sezen'in o toplumsal düzeydeki rehabiliterliği benim için özel bir muamele seçkinliğinde oldu. O benim kardeşimdir, canımdır.

Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır. Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıktaki tutku kutsanır hep. Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz.

Öyle kadınlar ve erkekler tanıyorum, risk almıyorlar. Aşk emniyetli bir şey değildir. Emniyetli olan sevgidir. Aşk ehlileşmez, sakinleşemez. Öyle olursa akraba olursunuz.

Bir de aşık olunacak mecra kalmadı. Artık ortak alanları paylaşmıyoruz. Bizim agoramız yok artık. Herkes kendi bacağından asılmak isteyen koyun tarifinde.

Bu hem maddi hem manevi bir şeydir. Gelir, böyle adamı aşkta da emniyet arayan birine dönüştürüverir. Herkes kendi kişisel başarı öyküsünün peşinde. Belki de biz herkes için daha adil, daha vicdanlı daha temiz bir dünyanın düşünü paylaştığımız için başkalarıyla da bir arada durmanın ne kadar zenginleştirici bir şey olduğunu biliyorduk.

Şimdi bu duyguların esamesi okunmuyor. Yoksullaşmamız sadece ekonomik anlamda olmadı. Duygusal anlamda, dayanışma anlamında birbirimizin yaralarına bakma konusunda da yoksullaştık. Şimdi empati denen modern kavram var ya, biz onun ağababasını tanıyan ve buna içerilmiş bir dünyadan geldik buralara.

Dizilerdeki aşık olma süreci o kadar uzun ki, öncelikle bu rasyonel değil! Aşk çok ani, hızlı ve genellikle beklenip, tasarlanamayan bir şeydir. Kafana bir taş düşer, neye uğradığını şaşırırsın. Ve bunun aşk olduğunun da sonradan adını korsun. İrrasyonellik sadece bu değil, bir de dizi karakterlerinin çok ön hazırlığı var aşık olmak için. Halbuki, hayatta böyle değildir, aşk tasarlanılan ve ön hazırlığı yapılabilen bir şey değildir.

Eskinin, hani o dalga geçilen mantık evliliklerinde bile, bugünkü hesaplılıktan daha çok aşk vardı diyesi geliyor insanın. Ali Poyrazoğlu dedi, 'Aşk bir kör atlayıştır.'

İnsanların birbirleri için 'sağlama' yapacakları alanlar kalmadı. Modern hayatlar ve modern zamanlarda böyle bir şansı yoktur insanın. Son bir aydır, 'Ben aslında duyguları olan iyi bir insanım' mesajını, ben şu cümleyle alıyorum.

- Babam ve Oğlum'u gördün mü?

- Hee gördüm

- Ağladın mı?

- Sana ne?

Yani ben de duyarlıyım ve iyi bir insanım. Bu arada, ben de filmi seyrettim. Yeri gelmişken ve sabah seansında katılarak ağladım ama bu soruları soran insanlarla o kadar ayrı şeylere ağladık ki.

Benim o filmde yandığım, bu ülkenin o temiz çocuk yürekli insanlarının, bu ülke tarafından nasıl da kırıldığını, nasıl da örselendiklerini, onurlarıyla ekmekleriyle nasıl da oynandığını gördüğüm için bu uğurda yiten, onulmaz acılar çeken insanlarımızı hatırlayarak ağladım.

Belki de bugünkü aşksızlık hâli de, o dönemlerin ürünüdür diyeceğim ama aşk bunların hepsinin üzerinden atlayabilecek bir şey olmalı..." (IC/HK)

 

 

Meral Okay'a Veda

Meral Okay, Bebek Camii'nde kılınan öğle namazının ardından Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi. Okay'ın cenazesinde dostları, iş arkadaşları ve sevenleri beraberdi.

İstanbul - BİA Haber Merkezi

10 Nisan 2012, Salı

 

Sanat dünyasının önemli ismi Meral Okay'ın Bebek Camii'ndeki cenaze törenine yoğun katılım vardı. Okay, Bebek Camii'nde kılınan öğle namazının ardından Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi.

Dostları, iş arkadaşları ve sevenlerinin katıldığı cenaze töreninde Muhteşem Yüzyıl ekibi, Sezen Aksu, Mithat Can, Bahar Korçan, Yonca Evcimik, Çiğdem Anad, Cem Özer, Hülya Avşar, Oktay Kaynarca, Emel Sayın, Işın Karaca, Meltem Cumbul, Halit Ergenç, Bergüzar Korel, Meryem Uzerli, Tolga Karel, Özgü Namal, Nükhet Duru, Yönetmen ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Adnan Polat, Burak Özçivit, Celal Doğan, Mahsun Kırmızıgül, Nur Aysan, Engin Akyürek, Vahide Altan Gördüm, Adnan Şenses, İrem Sak, Mehmet Aslan, Çağan Irmak, Serdar Bilgili, Erol Evgin, Cumhuriyet ve Halk Partisi (CHP) milletvekili Süleyman Çelebi gibi isimler vardı.

    "Gitti ömrümün geri kalanı"

Bebek Camii'nde konuşan kuzeni Atilla Saral Okay'ın son gecesini şöyle anlattı:

"Son zamanlarında ayağa kalkacağım demişti. Çok neşeliydi, her şey yolundaydı. Son gecesi babası da yanına gelmişti. Babasını da gördü ve sabahında aramızdan ayrıldı."

Okay'ın ölümünden çok kötü etkilenen yakın arkadaşı Sezen Aksu, Okay'ın ardından "Reha'yla (Muhtar) Ahmet'in (Utlu) oturdukları yerin arasında bir eve yerleştirmiştim, acil bir durumda ikisi de ulaşırlar nasılsa, gözüm arkada kalmaz diye. Gitti ömrümün geri kalanı, yetemedim" dedi.

    Külleri denize gitsin istemişti

Aslında Okay böyle gömülmek istememişti. Daha önce verdiği bir röportajda yakılmayı ve suya karışmayı istediğini söylemişti. Okay şöyle demişti: "Küllerimi üç parti halinde nereye savuracaklarını da yakınlarımdan bir iki kişi biliyor. Bir kısmı şu koya, bir kısmı da şuraya gibi... Yasal olarak hakkınız da var Türkiye'de fakat o yasa kullandırılmıyor. 1946′da çıkmış bu yasa. İstediğinde yakılma hakkın var. Ankara'da fırını bile var."

Son dönemde Muhteşem Yüzyıl'ın senaristi olarak adından çok bahsettiren Okay,  1958 Ankara doğumluydu. Sinema ve televizyon dünyasına girmeden önce beş yıl devlet memurluğu yapmıştı. 12 Eylül döneminde İşçi Partisi'nin üyesi ve işyeri temsilcisiydi; bu dönemde yaşadığı olayları daha sonra yapım koordinatörü ve oyuncusu olduğu "Beynelmilel" filminde yansıtmıştı. Yaman Okay ile 1984'de evlenmişti.

Devlet memurluğundan ayrıldıktan sonra Günaydın gazetesinde çalıştı daha sonra çeşitli dergilerde görev aldı. Sezen Aksu ile birlikte şarkı sözleri yazdı. Sezen Aksu'nun seslendirdiği "Adı Bende Saklı" bu alanda en bilinen eseri oldu. Kamera karşısına ilk kez 1992'da "Seni Seviyorum Rosa" filminde çıkmıştı.

Okay 2007'de 14. Adana Altın Koza Film Şenliği'nin, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü Beynelmilel ile ve 2002'de 24. Siyad Türk Sineması Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü "Hiçbir yerde" ile kazanmıştı.

Asıl ününü Türkan Şoray ve Şener Şen'in başrollerini paylaştığı "İkinci Bahar" adlı dizideki "Kasap Melahat" rolüyle kazanmıştı. Daha sonra "Bir Bulut Olsam" ve "Yeditepe İstanbul" adlı dizilerde ve "Hiçbir yerde", "Seni Seviyorum Rosa", "Beynenminel adlı sinema filminde rol almıştı.

Okay, "Asmalı Konak", "Bir Bulut Olsam", "İstanbul Şahidimdir", "Fedai" ve "Muhteşem Yüzyıl" adlı televizyon dizilerinin senaryosuna imza atmıştı.

1958 doğumlu Meral Okay'ın aktör kocası oyuncu Yaman Okay'ı da 1993'te henüz 41 yaşındayken kanser nedeniyle kaybetmiştik.

Bir süredir akciğer kanseri tedavisi gören oyuncu ve senarist Meral Okay ise dün sabah saatlerinde evinde yaşamını yitirdi. (IC)

 

175
0
0
Yorum Yaz