18 06 2012

ATATÜRK’ÜN ALTI OK DEVRİMCİLİĞİNİ GÜNÜMÜZDE ANLAMAK(1)

ATATÜRK’ÜN ALTI OK DEVRİMCİLİĞİNİ GÜNÜMÜZDE ANLAMAK(1)

 

            NEDEN VE NİÇİN GÜNÜMÜZDE ANLAMAK?

            Anlamak sunumumuzun bam telidir. Çünkü anlamak yapmaya başlamaktır. Eşinizi karşılıklı anlarsanız hayatı her şart altında paylaşırsınız. Çocuğunuzu bile anladığınız kadar kişilik kazandırabilirsiniz. Ülkemizde de Atatürk’ü anladığınız kadar devrimci olabilirsiniz.

            27 Mayıs devriminin yıldönümü nedeniyle Bu konuda şunu söyleyebiliriz. 27 Mayıs 1960 eylemi bir devrimdir. Buna askerin önderlik etmiş olması sonucu değiştirmez. Çünkü bundan en büyük zararı emperyalizm faydayı ise emek ve bilim dünyası görmüştür. 27 Mayıs devriminin yaptığı anayasa ile sendika, grev, örgütlenme, özerk üniversite ve aydınlanmanın önü açılmıştır. Bu nedenle bu gün 1960 devrimine düşmanlık edenler Atatürk’e düşmanlık edenlerdir. Bunu başta emperyalizm ve AKP yapmaktadır. Liboşların da zaten işi budur. Öte yanda meclisteki muhalefet partileri de maalesef 27 Mayısa saldırı korosuna katılmışlardır.        Biz de 27 Mayısın ancak iki zaaf ve yanlışına işaret edebiliriz. 1. NATO’dan çıkılmamıştır, 2. altı ok anayasadan çıkarılmıştır. Ancak bunlara rağmen gençliği ve Turan Emeksiz’in şehit edilişini arkasına alan 27 Mayıs bir devrimdir. Bence yüzde yetmiş doğru, yüzde otuz zaaflıdır. Bunu bugün daha iyi anlayabiliyoruz.

            Konumuza yeniden dönersek; Atatürk devrimciliğini günümüzde neden ve niçin anlamalıyız? Çünkü bir devrimle kurulan Cumhuriyetin; Atatürk’ün ölümüyle barutu ıslandı ve ateşi kesildi. 1939’larda başlayan batıcılık, demokrasicilik hastalığıyla birleşince devrimler kenara itildi ve unutuldu. Daha sonra adım adım NATO’ya girmemizle beraber planlı şekilde karşı devrim örgütlendi. Nihayet günümüzde AKP iktidarıyla doruğa ulaştı ve Atatürk’ün Cumhuriyeti yıkıldı. Şimdi Amerika’dan görev alanlar vatanımızın satıldığını, milletimizin bölündüğünü resmileştirecek faşist bir anayasa ile Atatürk ve devrimlerini ortadan kaldırma eylemini yürütmektedirler. (Karşı devrimin nasıl güç kazandığını Çetin Yetkin’in “KARŞI DEVRİM”  adlı kitabından incelemenizi öneririm).

            Peki, biz bu gün Atatürkçüler bu Türkiye tablosuna razı ve teslim olacak mıyız? Nutuk’u okuduk anlamadık. Ey Türk Gençliği’ni sıkışınca hatırladık. Şimdi ise Bursa Nutku’nu yerine getirme görevi ve zamanıdır. Bizler karşı devrimle neleri ve neden kaybettiğimizi anlarsak kazanmak zorunda olduğumuzun sorumluluğunu da anlarız. Çünkü Cumhuriyet kazanımlarının hangi bedellerle ve kimlerin bize bıraktığını öğrenirsek onlara layık olmanın gereği olan fedakârlıkları biz de vatanımız ve çocuklarımız için yaparız. Eğer Atatürk’ün yeniden doğmasını beklersek ki “bize bir Atatürk lazım” diyenler var. Ama sorun şudur. Biz onun neferi olmaya hazır mıyız. Hem “Atatürkçüyüm”, hem de “bu millet koyun, adam olmaz” diyenlere rastlıyoruz. Hâlbuki Atatürk, koyun gibi bir toplumun şalvarı yırtık, başı sarık insanlarıyla bir devrim yapmıştı. Atatürk’ü ilahi bir vasıf veya kudretli sanmayalım. Ama şunu biliyoruz Atatürk doğuştan zeki ve asi yaratılışlıdır. Diğer bütün meziyetlerini ona hayat kazandırmıştır. Bu uyarılar kafalarımızı sandığa mahkûm ederek demokrasicilik zaafına düşmemek içindir. Böyle bir zaaf bizi yarın vatansızlığa mahkûm edebilir. Bu gün seçim yapın, sandıktan AKP yine iktidar çıkar. Peki, bu günkü muhalefet sandıktan iktidar çıksa ne olur? 20 yılda AKP ihanetlerinin kökünü kazıyacak programı ve şansı yoktur. Zaten Tayibin önünü açan, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkaran Vatan ve Cumhuriyetten fazla kendilerini sandığa bağlamış olanlar Deniz Baykal, A. Necdet Sezer ve D. Bahçeli’ler değil midir?

            Türkiye’yi yeniden Atatürk Cumhuriyetine kavuşturmak ancak devrimci bir önderlik, devrimci bir program ve devrimci eylemlerle olabilir. Peki, meclis muhalefetleri ne diyor? “varsa yoksa batılı demokrasicilik”. Onun için bu gün tarih, milletimizi bir devrim yapmaya mecbur ve mahkûm etmiştir. Atatürk’ü seversiniz, resmini asarsınız, şiirlerini ezberlersiniz. Bunları düşmanları da bazen milleti aldatmak için yapıyorlar. Bizler ise Atatürk gibi söyleyen ve yapan cesur, fedakâr, atak ve Dava insanı yani devrimci olmalıyız. Aksi halde AKP ihanetini doğuran sandığa demokrasi diye saygılı olur susarız.

                                                                                 

                                                                                            **********

ATATÜRK’ÜN ALTI OK DEVRİMCİLİĞİNİ GÜNÜMÜZDE ANLAMAK(2)

 

DEMOKRASİLERİN ANASI DEVRİM BABASI ÖNCÜLERDİR

Dünyada hiç bir aydınlanma Devrimi sandıklarla gelmemiştir. Ama karşı devrimler sandıkla, devrimleri ve kurdukları demokrasileri yıkmışlardır. Ülkemizde de olan budur. Onun için ben batı veya sandık demokrasisine değil Atatürk devrimlerine inanıyor ve saygı duyuyorum.

Atatürk Nutuk’ta anlattığı 1919’un Türkiye tablosuna “Ya İstiklâl Ya Ölüm” kararlılığıyla ve bir devrimle cevap vererek bağımsız bir Cumhuriyet kurdu. Bizler yıllardan beri ve ilk sefer Atatürk ve cumhuriyet düşmanlarına yasakları sayesinde bu 19 Mayısta devrimci eylemlerle bütün yurtta engelleri çiğneyerek bayram yaptık. Bir eylemin devrimciliği, hedefleri, sonuçları ve kazançları kadar önemlidir. Ama asıl görevimiz önümüzdeki günlerde daha büyük, daha kararlı ve daha disiplinli eylemler yaparak AKP iktidarını yıkmak ve Atatürk’ün devrimci Cumhuriyetini yeniden kurmak olmalıdır. Bu konuda en büyük umudu 200 bin kişiyi “Görevimiz AKP’yi yıkmak” şiarıyla örgütleyen TGB (Türkiye Gençlik Birliği) 19 Mayıs ruhunu devrimci barutla ateşlemiştir. Gelelim esas konumuza.

            Devrimcilik nedir? Devrimci kimdir? Devrim neden ve nasıl olur? Devrimler insanlığa ne getirir, ne götürürler?

            Atatürk’ün ölümünden ve özellikle 1950’lerden sonra bize, milletimize Atatürk’ü bir şablon içinde doğumu, Ölümü, Askerliği, savaşçılığı, gaziliği, Cumhuriyeti kurması, ilk reisi cumhur olduğu ve bayramları okullarda okuttular. Şiirlerini ezberlettiler. Fakat Atatürk’ün en önemli meziyetini eksik bıraktılar, hatta bizlerden gizlediler. Oysa Atatürk Türk devriminin diğer adıdır. Çünkü Mustafa Kemal’i Atatürk yapan onun devrimciliği ve devrimleridir.

            Ben Cumhuriyeti hayata geçiren Atatürk’ün altı ok programının esasında iki madde olduğunu düşünüyorum. Çünkü 1, Cumhuriyetçilik, 2, Devletçilik, 3, Milliyetçilik, 4, Halkçılık, 5, Laiklik. Bunların hepsinin sosyolojik içeriği itibarıyla aynı olduğu kanısındayım. Yani hepsi de Millettir.

            Tarihsel olarak bakıldığında beş oka tek tek hayat veren motorun devrimcilik olduğunu görürüz. Konuyu açarsak Cumhurun millet olduğu devrimle öğrenildi. Devlet devrimle millette hayat buldu. Kabile ve aşiretler devrimlerle milletleştiler. Halklar devrimlerle millet kavramını benimsediler. Laiklik din ile sultanların tebaa ve kullarını devrimle (vatandaş) millet yapmıştır.

            Devrim, insanın tabiata karşı mücadelesi, köleciliğe, feodalizme, kapitalizme ve son yüzyılda emperyalizme karşı yapılmıştır. Devrimlerin rüzgârı, gücü, şiddeti ve zoru ile insanlık uygarlıklarla buluşmuştur. Devrim bir doğum halidir. Bir canlıyı dünyayla buluşturmaktır. Bu eylemin kahramanı anne o an devrimcidir. Dünyaya bir can sunarken bilerek ve isteyerek ama hayatını ortaya koyduğu bir fedakârlık ya da bedelle yeni bir hayat kurmaktadır. Bu canlıyı yaşatıp sağlıklı büyütmek elbette birçok çabayla mümkündür. Devrimi yaşatmak da böyle bir sahiplenmeyi gerektirir. Mustafa Kemal “Devrim mevcut Kurumları Zorla Değiştirmektir” diye açıklar.

            Atatürk’ün çocukluğu babasız ve zorluklar içinde geçti. Bu nedenle zorluklara karşı dirençli, haksızlıklara karşı asi ve isyankâr bir kişilik kazanarak asker olma hedefiyle büyüdü. Atatürk daha 1904 yılında genç bir zabit (subay)  iken günlük defterine şunları yazıyordu. “Tarihin maddesini Anlamalı, sosyalist olmalı” bu cümleden de anlaşıldığı üzere Mustafa Kemal öğrencilik hayatında çok okuyan, araştıran, memleket ve dünya meselelerini merakla takip eden bir insandı. Zaten bu nedenledir ki ilk gizli okuma grubunu Harbiye’de örgütlüyor. Namık Kemal’in yasaklanan “VATAN” kasidelerini okuyor, okutuyordu.

                                                                      *******************

 

ATATÜRK’ÜN ALTI OK DEVRİMCİLİĞİNİ GÜNÜMÜZDE ANLAMAK(3)

 

            BÜTÜN ÇÖZÜMLER KÖR ÇIKMAZLARDADIR

Mustafa Kemal kölelerin isyancı önderi Spartaküs’ü, cahiliye dönemini yıkıp bir uygarlık kuran Hz. Muhammed’i, 1640 İngiliz kralı Çarls’ı yıkan Croomwel’i, 1776 Amerikan bağımsızlık savaşı önderi Washington’u, 1789’da kilise iktidarına Fransa’da son veren Josef Pier devrimlerini mutlaka okumuştur. M. Kemal Marks’ın emek sermaye çelişkisi ile ezen ile ezilenler kavgasının devrimlerle çözüleceği teorisini de incelediği muhakkaktır. M. Kemal Abdulhamid istibdadına karşı 1876’da birinci meşrutiyetin aydınlanmacı kahramanları Mithat Paşa ve Namık Kemal gibi vatanseverleri inceliyor ve bunları “Devrim Davasının Savaşçıları” diye adlandırıyordu.  M. Kemal genç yaşta devrimin tarihe müdahalesini ve bu eylemin malzemesinin zaman, madde ve hareket olduğunu kavramıştı. M. Kemal bu üç kavramı analiz ederek devrim davasının ışığını bulmuştu. 1, Devrim tarihsel bir zorunluluktur. 2, Devrim bilimsel bir zorunluluktur. 3, Devrim toplumsal bir zorunluluktur. M. Kemal bu derin kavrayışı ve devrim davasına bağlılığı nedeniyle hayatını çalışmak, öğrenmek ve paylaşmayı örnek alan bir hayat tarzı olarak benimsemiş; öğütlerini, tavsiyelerini hep bu yönde yapmıştır. M. Kemal Rusya’nın 1905 burjuva devrimini yakından takip etmiş, Türkiye’de de bir devrim dalgasının yükselebileceğini görmüştür. Bunun üzerine 1906’da Şam’da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. Yine aynı yılda Selanik’te bir gizli toplantıda örgüt arkadaşlarına “Bizden öncekiler teşkilatçılığı başaramamış ama biz teşkilatla vatanı kurtarmayı başarabiliriz” demişti. M. Kemal İstanbul’da yükselen Jöntürk Devrim rüzgârını tespit ediyordu. Daha güçlü bir örgütlülük maksadıyla 29 Ekim 1907’de M. Kemal, “Devrim amacıyla yola çıkanın örgütsel kıskançlığı olmaz” diyerek  “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni İttihat ve Terakki  (İttihat: birleştirici. Terakki: İlerici) örgütüne katarak kendisi de buraya üye olur.

Atatürk,1908’de İttihat ve Terakki önderliğinde İkinci Meşrutiyeti getiren Jöntürk Devrimini selamlar. Ancak birçok zaaflarını da tespit eder. Devrimin ufku geniş; ileri görüşlü bir lideri yoktur. Devrimi devam ettirecek stratejik bir program etrafındaki birliktelik birçok zaaflar taşımaktadır. Nitekim 1909’da 31 Mart gerici karşıdevrim ayaklanması oldukça zor bastırılabilmiştir. M. Kemal 1914’te başlayan ve bizim de taraf yapıldığımız cihan savaşını emperyalistlerin ülkemizi parçalayıp yutma amacını taşıdığını analiz etmişti. Bu nedenle “Batının emperyalist devletlerinin zalim ve haksız bir savaş, Türk milletinin ise doğunun bütün mazlum milletleri adına haklı bir savaş yaptığını” söyledi. 1914’ten 1920 yılına kadar süren bu vatan savunması; 1920’den 1922 yılı sonuna kadar da M. Kemal’in dediği gibi “Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı” olarak devam etmiştir. 30 Ekim 1918, Osmanlı Devleti müttefikleriyle beraber savaştan yenilgiyle çıkmış ama fatura Türklere kesilmiştir.

 Mondros Mütarekesi; “Osmanlı ordusu silahlarını bırakacaktır” dayatmasıdır. Esasında bu anlaşma değil teslim olmaktı. Bu tabloyu en iyi anlayan M. Kemal Şam’da 7. Ordu Komutanıdır. Devlet katından gelen bir telgrafla çılgına döner. Telgrafta “Senin ordun da yenik kabul edildi, onun için İskenderun’a gelecek Düveli Muazzama Temsilcilerine askerin silahını, sen de limanı teslim edeceksin” denir. Mustafa Kemal telgrafı derhal şöyle cevaplar.

—Ben askerime limana çıkacak düşman kuvvetlerine ateş emri veriyorum”.

 Mustafa Kemal’in yanında bulunan Fahrettin Altay Paşa; “ Sen ne yapıyorsun? Deli misin? Bu telgrafın bir isyandır” der. M. Kemal “Ben karakterimin gereğini yapıyorum. “Çünkü Bağımsızlık ve Özgürlük Benim Karakterimdir” diye cevap verir. Evet, Mustafa Kemal bu andan itibaren isyana ve devrime başlamıştır.

 Zaten her devrim bir isyandır. Ama her isyan bir devrim değildir. Mustafa Kemal devlet katına yazdığı uzun mektubunda sadaretin bu teslimiyetçi tavrının ülkeyi parçalayacağını, milleti esarete götüreceğini, mutlaka direnmek lazım geldiğini anlatıyordu. Ama İstanbul’da bunu anlayacak bir yönetim yoktu. M. Kemal teslim olmayı kabul etmeyerek bir örgütsel hazırlığa başladı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurdu. Nihayet M. Kemal tahmin ettiği gibi 10 Ağustos 1920 günü Sevr kölelik (Damat Ferit tarafından) anlaşması imzalandı. Fakat bunun uygulamaları çoktan başlamıştı bile. M. Kemal’in Şam’dan gelmesi için 7. Ordunun lağvedilip kendisinin İstanbul’a çağrıldığı telgrafı gelir. Ama Mustafa Kemal dönmeden önce birçok örgütlenme ve haberleşme yapmış silah ve asker kaçırmak suretiyle direniş hazırlıklarında önemli mesafeler almıştı. Çukurova’da da bazı vatanseverlerle gizli hücreler şeklinde direniş örgütleri kurmuştu.

M. Kemal 1918 sonunda İstanbul’a dönüyor. Atıl bir görevle Şişli Harbiye’de ikamet ettiriliyor. Ancak rahat durmaz diye gözetlenmektedir. M. Kemal de boş durmuyor. İstanbul’da bir ihtilal örgütü kurup “Orduyu ve Milleti Halifeye, padişaha isyan ettirmek lazım geliyordu” kararını alır. İstihbarat ağları kurar. Teşkilatı Mahsusa ve M.M örgütündeki vatansever elemanlar hayatı pahasına fedailik yaparlar. Bu örgüte kazanılan her yeni elemana gizlilik ve sadakate uyacağına dair yemin ettirilir. Bu yemin İttihat ve Terakkiye girerken bayrak, Kuran ve silah üzerine idi. Ama şimdi bu yemin görev önemi nedeniyle fedaiye sağ elin dört parmağı kalbin üstüne, başparmak da boğaza doğru dik vaziyettedir. Yani sırları kalbimde kellem (hayatım) pahasına saklayacağını işaret ediyor.

                         ***

ATATÜRK’ÜN ALTI OK DEVRİMCİLİĞİNİ GÜNÜMÜZDE ANLAMAK(4)

 

DEVRİM MUSTAFA KEMAL’İN KIVILCIMIYLA ATEŞE DÖNÜYOR

M. Kemal esasında İstanbul’dan uzaklaştırılma amaçlı ve henüz işgal edilmemiş Samsun Limanının teslimine karşı çıkacak ahaliyi sindirmesi maksadıyla mahiyetinde silahlı asker olmayan adı müfettişlik unvanıyla Samsun’a gönderilir. 19 Mayıs 1919 Direniş Ateşi alevlendirilmiştir. M. Kemal İstanbul’dan çıkmadan bazı arkadaşları kendisine “karşında yedi düvel var, sakın bir delilik yapma” uyarısında bulunurlar. Ama o esaret zincirini kıracak delilikleri kafasında tasarlıyordu. M. Kemal “Yalnız kalan kişi, cesur da olsa tıpkı sudan çıkan balık gibi yaşayamaz” diye düşünüyordu. Onun için “Millet” denizine gitmek, onu örgütleyip ayağa kaldırmak için Kuvayı Milliye örgütü meydana getirildi. Amasya Tamimi, Erzurum Sivas Kongreleri, Heyeti Temsiliye ve kurtuluşu yönetecek TBMM inşa ediliyordu. İşte bu faaliyetle M. Kemal’in “Ülkeyi Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır” sözü hayat buluyordu. M. Kemal Anadolu’yu savaşa hazırlarken, İstanbul’daki arkadaşlarını da Anadolu’ya çağırıyordu. Bazıları kaçıp gelir ama büyük çoğunluk hala mevcut hükümetle ya da yapılacak yeni meclisi Mebusan seçimleri sonucuyla Osmanlı ülkesini kurtarabileceklerini sanıyorlardı. M. Kemal bu hayalcilere “uzlaşmacılar, İdare-i maslahatçılar devrim yapamaz” diye tenkit etmişti. Nihayet yapılan seçimle İstanbul’da toplanan Osmanlı Meclisi 16 Mart 1920 günü İngiliz işgalcileri tarafından basılarak dağıtıldı. Meclisin içindeki yurtsever mebuslar Malta sürgününe gönderildiler. M. Kemal bir yıla yakın süren, Anadolu insanıyla Kurtuluş Savaşını örgütleme faaliyetlerine hız vermişti. Ancak dışardan tehdit ve tuzaklar, içerde mandacılık ve bazı şehirlerde ihanetler ve işbirlikçilik kendini göstermiştir.

Din uleması ve hükümet erkânı “Mustafa Kemal dinsiz bir isyancıdır” ilanıyla idam kararını vermişti. Bu kararlara rağmen M. Kemal’in stratejik bir plan ve zamanlamasıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBBM kurulmuştur. Artık emperyalizme karşı savaş ve kurtuluş planı örgütlü bir merkez tarafından yürütülecektir.  Bunun için meşru durum yanında kurumlaşma,  yasal düzenlemelerle hayata geçirilerek millete ulaştırılmalıydı. Artık Misak-ı Milli sınırları kurtarılacak vatan olarak belirlenmişti.

1920 TBMM kurtuluş savaşına katılacak kuvvetleri birleştiren bir stratejinin taktikleriyle asker, dindar, köylü, aşiret, ağa, bey, esnaf, Türk, kürt, alevi, Misak-ı Milli davası için tek yürek olmuşlardı. Bu bir birleşme ve inancın tek şiarı vardı. “Ya Bağımsızlık Ya Ölüm. Böylece 1920’den 1938’lere kadar sürecek devrimlere başlanmıştı.

Millet Meclisinin ilk çıkardığı kanun 29 Nisan 1920 günü “Hıyanet-i Vataniye” kanunu olup İstiklal Mahkemelerinin kurulmasıdır. Cumhuriyet devriminin artık ana metinlerinin yasalaştırılmasına 13 Eylül 1920’de Halkçılıkla başlandı. 1921 anayasası daha sonra 1924 anayasasıyla CHP teşkilatı örgütlenmesi yeni seçimlerle aydınlanmacılar çoğaltılarak hükümet daha da devrimcileştirildi.

Padişahlığın kaldırılması, şer-i kanunun, halifeliğin, ilkel giyimin, tekke ve zaviyelerin, aşar vergisinin, Osmanlı ve Arapça eğitiminin, lakap ve unvanların kaldırılması birer devrimdi. Daha önemlisi tarihe gömülen her eskinin yerine yenisi inşa ediliyordu.

Yasama, yargı, yürütme, Diyanet Başkanlığı, modern giyim, Latin alfabesi, Öğrenim Birliği, İskân kanunu, Soyadı Kanunu, Medeni Kanun (kadın-erkek eşitliği), Toprak Devrimi Misak-ı Millinin Devrimci çehresini oluşturuyordu. Esasında ortaçağ karanlığı ile aydınlanma arasındaki ideolojik savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Bu mücadele bugün de devam etmektedir. Atatürk bunu gördüğü için sağlığında söylüyor, yapıyor ve öğretiyordu. “Duraksız ve arasız sürekli devrimlerde ısrar edilmesini” öğütleyip vasiyet ediyordu.

Atatürk dünya devrimlerini tarihsel ve bölgesel koşullarla inceleyip beş oku altıncı okla yani devrimcilikle ülkemizde uyguluyordu. M Kemal 1934 yılında altı oku CHP programına daha sonra 1937’de devletin anayasasına bu ilkeleri yazdırmıştır. Atatürk birilerinin dün veya bugün de dediği gibi ne din düşmanıdır, ne sosyalizm düşmanıdır. Ama ne liberaldir, ne diktatördür ne de sosyal demokrattır. Çünkü O bir Devrimcidir.   

                           *****

ATATÜRK’ÜN ALTI OK DEVRİMCİLİĞİNİ GÜNÜMÜZDE ANLAMAK(5)

 

DEVRİM ATEŞİNE SÜREKLİ ODUN ATILMAZSA SÖNER

 

Atatürk devrimleri boyunca din simsarlarıyla, başıboş sandıkçılarla, sömürgen vahşilerle, emperyalizme uygarlık diyen İdare-i Maslahatçı sosyal demokrasicilerle hep mücadele etmiştir. Atatürk bir ilah, bir ulu veya tanrı temsilcisi değildir. Atatürk dünyanın veya Türkiye’nin ne ilk ne de son devrimcisidir. Ancak Atatürk Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük devrimcisidir.

Mustafa Kemal’in hayatı boyunca ve öldükten sonra en iyi dostları devrim öncüleri ve yoksul ülkelerin ilericileri olmuşlardır. Atatürk için ilerici, devrimci veya dost olmanın tek kıstası antiemperyalist olup bağımsızlığımızı tanımaları idi. Çünkü M. Kemal için devrimler ne ithal edilir, ne ihraç edilirdi. Çünkü ithal ve ihraç devrimler o ülkeye demokrasi değil egemenlik götürdüğünü biliyordu. Onlara da bu gün karşı devrim denmektedir. Bugün Castro, Chavez ve Gandi’nin ülkesinde Atatürk heykelleri var. Kitapları okutuluyor. İlkeleri yasalaştırılıyor. Biz devrimciliğin kıstasının emperyalizme karşı mücadele olduğunu öğrendik. Bu mücadeleyi saçı sakalı ve giyiminden öte direnişiyle ortaya koyan günümüzün yaşayan liderleri Castro, Chavez, Ahmedinecat ve Beşer Esad’dır.

Türkiye’de dün de bugün de gerçek devrimci ve sosyalistler Atatürk’ün ödünsüz takipçileri olmuşlardır. Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı, Doğan Avcıoğlu, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan. Ve Doğu Perinçek, faşist mahkemelerde bile Atatürk’ün Bağımsızlıkçı Devrimci çizgisini savundular.

Atatürk batıdan da öğrendi ama hiçbir zaman onlara hayranlık duymadı. Batının gazetecilerine bir mülakatta “Biz Asyai bir milletiz. Biz bize benzeriz. Biz kurtuluş savaşını batıyı yenerek başarıya ulaştık. Şimdi de batı çağdaşlığını aşma hedefini önümüze koyuyoruz” demişti.

Atatürk devrim yıllarında Türkiye’de sermaye birikiminin ve sanayinin dolaysıyla işçi sınıfı ve örgütlü toplumun olmadığını analiz etmişti. Buna rağmen sosyal demokrasiciliği değil hep devrimleri esas aldı. Çok istemesi ve programında olmasına rağmen toprak devrimini yapmaya yani feodalizmi dağıtarak Milli Demokratik Devrim sürecini tamamlamaya ömrü yetmedi. Burada şu tarihsel notu düşmemiz lazım. Kemalist devrim batıya göre gecikmiş ezilen dünyaya göre öncü rol oynamış bir devrimdir. İnsanlığı ilerleten devrimlerin manivelası halktır. Ancak manivelayı hareket ettiren el “Öncüler” tayin edicidir. Günümüzde de Atatürk’e en çok saldıran ülkeler kendine çağdaş diyen sosyal demokrat partilerin iktidarda olduğu ülkelerdir. Grahom Fuller Amerikalı, Karen Foog Avrupalı. Bunlar bu konuda makaleler ve kitaplar yazdılar.

Türkiye’de maalesef sosyal demokrasinin tarihi Kemalizm’le hesaplaşmanın tarihidir. Demokrasicilik ve sandıkçılık yapanlar demokrasinin şartının bağımsızlık olduğunu bir türlü anlayamamışlardır. Hâlbuki son yüzyılda da bütün demokrasileri devrimler getirmiştir. Devrim ve demokrasiler de sandıkla çiğnenmiştir. Bu dün de, bugün de böyledir.

Kurtuluş savaşımız yıllarında dönemin sosyal demokrat parti lideri İştirakçi Hilmi; İngilizlerin paralı adamı oldu. Çünkü Avrupa sosyal demokrat partileri, Rus devrimcileri Bolşeviklerin; Kemalist devrimini desteklemelerine karşı çıkmışlardı.

Mustafa Kemal Atatürk 1900 ile 1938 yılları arasındaki geçen mücadele ve devrim yıllarında en çok tartıştığı ama fikirlerine değer verdiği ve güvendiği arkadaşlarının bugünün Atatürk düşmanları ve AKP yöneticilerinin hedef tahtasında olmaları boşa değildir. Bunlar Cumhuriyet Devriminin ideologları yani devrimci kadrolarıydı. Mahmut Esat Bozkurt Devrimci Cumhuriyetin Adalet Bakanı, dönemin Milli Eğitim Bakanları, Reşit Galip, Mustafa Necati, Dışişleri Bakanı Rüştü Aras ve Başbakan İsmet İnönü bugün de en çok saldırıya uğrayanlardır. Bunlara hepten ideolojik adamlar diye diye Tayip ve kadroları saldırıyor. Ama doğrudur. Bağımsızlıkçı bir Cumhuriyet devrimi iktidarı aydınlanmacı ve kimsesizlerin kimsesi olması ideolojik bir duruştur.

Bugün BOP eşbaşkanı ve liboşları bir ideolojinin hizmetkârı olarak devrimcilerimize saldırıyorlar. Emperyalizmin ideolojisi cennet ve cehennemin kâr esasına göre belirlenmesidir. Bunun kararlarını da en büyük sermaye vermektedir. Bugün zulmün tanrısı Amerika öyle diyor ve öyle yapıyor.

                          *****

  

ATATÜRK’ÜN ALTI OK DEVRİMCİLİĞİNİ GÜNÜMÜZDE ANLAMAK(6)

 

DEVRİM, DÜNÜ ÖĞRENMEK BUGÜNÜ ANLAMAK, YARINLARI DA GÖRMEKTİR

M. Kemal “Dünyanın geleceğinin doğuda olduğunu ve insanlığın gelecekte renk, din dil ayrımının ortadan kalkıp ahenk içinde sınıfsız sömürüsüz bir toplum haline er geç geleceğini, güneşin doğup batışını gördüğü gibi gördüğünü” söylemişti.

Bugün emperyalizm teknolojisi ne kadar ileri olursa olsun; hükmünü devam ettirmesi veya koruması için 3 temel unsura ihtiyacı vardır. Hammadde, Enerji, İnsan. Ama bu üç ihtiyaçtan da batı emperyalizmi yoksundur. Çünkü bunların esas kaynakları Asya’dadır. Onun için gelecek Asya’dadır. Atatürk’ün gördüğü Ufkun Ötesini görmek buna işaret ediyor. Buradan şunu anlıyoruz. Dünü öğrenmeyen bugünü anlayamaz. Bugünü anlamayan yarınları göremez.

Atatürk’ün altı ok programı, Nutuk tecrübesi ve Gençliğe Hitabesinin yanı sıra vasiyetlerini altı noktada özetleyebiliriz. 1.Bağımsızlığınızı daima koruyun. 2.Ordunuzu her zaman sağlam tutun. 3.Doğu komşularınızla iyi geçinin. 4.Milli ekonomiyi esas alın. 5.Hurafeleri değil bilimi uygulayın. 6.Toprak devrimini yapıp köylüyü toprak sahibi yapın.  Bunlarla M. Kemal’i anlamak devrimi anlamaktır.

1-Mustafa Kemal davasına inanıyordu. Kendine güveniyordu. Örgütüne güveniyordu. Milletine güveniyordu ve her zaman bir örgütün insanıydı.

2-Mustafa Kemal arkadaşlarına bağlıydı. Devrime bağlıydı. İnsanlığa bağlıydı. Onun için Enternasyonalistti.

3-M. Kemal iyi bir stratejist, iyi bir plancı, iyi programcı, iyi zamanlamacı ve iyi bir taktikçiydi.

4-Atatürk, atak, cesur, disiplinli, yaratıcı, hazırcevap ve ikna ediciydi.

5-Atatürk okulda, cephede, mecliste, giyimde, fikirde örnek adamdı, söyler, yapar ve yaptırırdı. Arkadaşlarına değer verirdi.  Vefalıydı.

6-Atatürk kararlı, inatçı, araştırmacı, otoriter ama hoşgörülü ve fedakârdı.

Atatürk Demokrasisi; bağımsızlığı esas alan devrimci bir demokrasiydi. Cumhuriyet Devrimi ideologlarından ve kendisine Atatürk’ün “Bozkurt” soyadını verdiği Mahmut Esat Bozkurt devrimi şöyle tarif ediyor.

“Bizim yaptığımız devrimin getirdiği demokraside vatandaş “Ben özgürlük istemem esir olacağım” diyemez. “Ben eşitlik istemem” diyemez. Millet “Ben egemenliğimden vazgeçtim” diyemez. “Hükümet ne isterse yapsın” diyemez. Çünkü vatandaş özgür, millet egemen olmak zorundadır.”

Biz de burada Bursa Nutku işte bu tabloya verilecek cevapla günümüzün görevidir diyoruz. Yine Mahmut Esat devam ediyor. “Devrimi yoksullar yapar. Onun için devrim bir zorunluluktur. İhtilalimiz nazarında bütün gericilerin, sultanların ve zalimlerin kelleleri Türk köylüsünün yırtık şalvarının ayıbını örtemez. Fakat ihtilalci liderlerin ve devlet adamlarının zenginleşmeden ölmesi onların öncülük süsüdür”.

Sonuç olarak bugün devrimden anladığımız şey şu olmalıdır.

Devrim zorun kuvvetle çözülmesi, aklın bilim yoluyla toplum hayatını şekillendirmesidir.

Devrim öncülerin toplumsal kuvvetleri örgütlü hale getirip tarihe müdahale ederek yön vermesidir.

Devrimde umut ve hayat vardır. Onun için dünyanın cennetini kurabilir.

Liberalizm, hırs ve doymazlıktır. Bu nedenle dünyayı cehenneme çevirmiştir.

Nazım Hikmet; “Ben Yanmazsam, Sen Yanmazsan Nasıl Çıkar Karanlıklar Aydınlığa” diye sormuştur.

Her yerde yanmayı göze alan devrimcinin umutsuzluğu olmaz. Çünkü son nefesine kadar mücadelesini verir.

Bugün de başarının formülü emperyalizme karşı altı ok programı ve devrimci bir önderlik etrafında birleşmektir.

O zaman Atatürk’ün dediği gibi “Devrimin Kanunları Bütün Kanunların Üzerindedir” olduğunu göreceğiz.

Atatürk Cumhuriyeti bugün yeniden ancak böyle kurulacaktır.

 

Yararlanılan kaynaklar:

1-NUTUK. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu

2-Hangi Atatürk. Attila İlhan

3-Atatürk İhtilali. Mahmut Esat Bozkurt

4-Kurtuluş Savaşı İdeolojisi. Kaynak Yayınları

5-Cumhuriyet Devrimi Kanunları. Ferit İlsever

6-100 Soruda Atatürk’ün Temel Görüşleri. Fethi Naci

7-Devrim Yılları. Hıfzı Topuz

 

                                                                                     SÜLEYMAN ÇELİKCAN

475
0
0
Yorum Yaz